Global İlişkiler Forumu (GİF) ve European Policy Centre (EPC) tarafından, 2026 NATO Ankara Zirvesi kapsamında resmi yan etkinlik olarak 7 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen yuvarlak masa toplantısında; Avrupa güvenlik mimarisinin geçirdiği dönüşüm, NATO’nun yeni dönemdeki rolü, transatlantik ilişkilerde değişen dengeler ve Türkiye’nin Avrupa güvenliğindeki stratejik konumu değerlendirildi. Toplantıda, Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu çok katmanlı güvenlik sorunları çerçevesinde NATO 3.0 kavramı, Avrupa’nın savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, savunma sanayiinde iş birliği olanakları ile Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin güvenlik boyutu ele alındı.
Ankara, 7 Temmuz 2026 — NATO Ankara Zirvesi’ne paralel olarak T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın uhdesinde ve “Munich Security Conference” ile SETA’nın ev sahipliğinde Ankara Palas binasında 7-8 Temmuz terihlerinde “Allies in Ankara” başlıklı bir kamu diplomasisi etkinlikler serisi tertiplendi. Bu kapsamda, Global İlişkiler Forumu (GİF) olarak “European Policy Centre” (EPC) ile birlikte 7 Temmuz sabahı “The Strategic Hinge: Rethinking Türkiye’s Indispensable Role in Autonomous European Security” başlıklı bir yuvarlak masa kahvaltı toplantısı gerçekleştirildi. GİF Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay’ın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıya; T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Z. Levent Gümrükçü, European Policy Centre (EPC) Avrupa ve Küresel İlişkiler Direktörü Almut Möller, GİF Yönetim Kurulu Üyesi ve Savunma Sanayii Eski Müsteşarı Murad Bayar, IRIS Araştırma Görevlisi Tuğgeneral (Hava Kuvvetleri, E.) Patrice Moyeuvre, Atlantic Council Transatlantik Güvenlik Girişimi Direktörü Dr. Torrey Taussig ve GİF İcra Komitesi Başkanı Büyükelçi (E) Timur Söylemez konuşmacı olarak katıldılar.
GİF Yönetim Kurulu Üyesi ve gazeteci Barçın Yinanç moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıda, Ankara’da mukim Büyükelçiler, düşünce kuruluşu temsilcileri, uluslararası basın, diplomasi, savunma ve güvenlik alanlarından uzmanlar ile özel sektör ve akademi dünyasının temsilcileri de dahil olmak üzere 60’a yakın katılımcı bir araya geldi.
Değişen Güvenlik Ortamı ve NATO’nun Dönüşümü
“Chatham House” kuralları çerçevesinde icra edilen toplantıda, Avrupa’da savunma ve güvenlik ortamının son yıllarda köklü bir dönüşüm geçirdiği vurgulandı. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’da devam eden ihtilaflar ve küresel jeopolitik rekabetin derinleşmesiyle birlikte Avrupa’nın doğu ve güney kanatlarının güvenlik gündemlerinin artık birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edildi. Güvenlik kavramının yalnızca askerî unsurlarla sınırlı olmadığı; enerji arz güvenliği, kritik altyapılar, deniz ulaştırma hatları, tedarik zincirleri, teknolojik ve toplumsal dayanıklılık ve ekonomik güvenliği de kapsayan bütüncül bir stratejik çerçeveye dönüştüğü değerlendirildi.
Bu çerçevede, NATO’nun değişen tehdit ortamına uyum sağlayacak yeni bir dönüşüm sürecinden geçtiği özellikle belirtilirdi. Avrupa ülkelerinin savunma alanında daha fazla sorumluluk üstlenmesinin mevcut güvenlik ortamında artık stratejik bir mecburiyet hâline geldiği ifade edildi. Transatlantik güvenlik mimarisinin korunmasının önemine dikkat çekilirken, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirmesinin ittifakın dayanıklılığını artıracak tamamlayıcı bir unsur olduğu vurgulandı.
Avrupa Güvenlik Mimarisinde Türkiye’nin Stratejik Konumu ve Katkısı
Toplantıda, Türkiye’nin Avrupa savunma ve güvenliğinde oynadığı rol çok boyutlu şekilde ele alındı. Türkiye’nin yalnızca jeostratejik konumu nedeniyle değil; operasyonel askerî kapasitesi, sahip olduğu stratejik imkan ve yetenekler, gelişen savunma sanayisi, üretim kabiliyeti ve kriz bölgeleriyle sürdürebildiği diplomatik temasları sayesinde Avrupa güvenlik mimarisinin önemli aktörlerinden biri olduğu değerlendirildi.
Diğer yandan, Türkiye’nin NATO’ya katkısının “nakit, yetenek ve katkı” (cash, capabilities, contribution) başlıkları altında değerlendirilebileceği, bu üç ölçütü birden karşılayan az sayıdaki müttefikten birinin Türkiye olduğu belirtildi. Türkiye’nin NATO bünyesinde üstlendiği görevlerin, ittifakın caydırıcılığına sağladığı katkıların ve savunma sanayiinde ulaştığı üretim kapasitesinin Avrupa’nın artan savunma ve güvenlik ihtiyaçları açısından stratejik önem taşıdığı ifade edildi. Türkiye’nin farklı bölgesel aktörlerle iletişim kanallarını sürdürebilmesinin de değişen güvenlik ortamında kriz yönetimine ve diplomatik esnekliğe katkı sağlayan önemli bir unsur olduğu vurgulandı.
Savunma Sanayii ve Endüstriyel İş Birliği
Yuvarlak masa toplantısında, Türkiye ve AB’nin savunma sanayii alanındaki iş birliği imkânları kapsamlı biçimde ele alındı. Avrupa’nın hızla artan savunma ihtiyaçlarının yalnızca bütçe artışlarıyla karşılanamayacağı; üretim kapasitesi, mühendislik yetkinliği, teknoloji geliştirme, inovasyon ve tedarik zinciri dayanıklılığının da güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda, Türkiye’nin savunma sanayiinde geliştirdiği üretim altyapısı, mühendislik kapasitesi ve NATO standartlarıyla uyumlu çok uluslu proje deneyimi, Avrupa savunma ekosistemi açısından önemli hatta hayati bir potansiyel olarak değerlendirildi.
Katılımcılar, Türk ve Avrupa savunma sanayileri arasındaki işbirliğinin birçok alanda halihazırda mevcut olduğuna, ancak bu işbirliğinin daha ölçeklenebilir ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerektiğine dikkat çekti. İnsansız hava araçları (İHA) ve karşı-İHA sistemleri, deniz güvenliği, hava ve füze savunması, mühimmat üretimi, ortak üretim modelleri ve teknoloji paylaşımı, iş birliğinin geliştirilebileceği başlıca alanlar arasında gösterildi. Bu tür ortaklıkların karşılıklı fayda, mütekabiliyet ve uzun vadeli güven ilkeleri temelinde tasarlanmasının önemi vurgulandı.
NATO–AB İlişkileri ve Kapsayıcı Güvenlik Yaklaşımı
Toplantıda, Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma alanındaki yeni girişimleri de kapsamlı şekilde değerlendirildi. Avrupa’nın savunma alanındaki kapasitesini güçlendirme çabalarının önemli fırsatlar sunduğu ancak bu çabaların NATO ile rekabet eden değil, NATO’yu destekleyen ve tamamlayan bir anlayış içerisinde yürütülmesi gerektiği değerlendirildi.
Bu çerçevede, Avrupa güvenliğine ilişkin yeni mekanizmaların yalnızca AB ülkeleriyle sınırlı tasarlanmasının yetersiz kalacağı vurgulandı. NATO üyesi olup Avrupa Birliği üyesi olmayan Türkiye, Birleşik Krallık ve Norveç gibi müttefiklerin karar alma ve uygulama süreçlerine daha etkin biçimde dâhil edilmesinin stratejik önem taşıdığı ifade edildi. Katılımcılar, kurumsal engellerin ve siyasi çekincelerin Avrupa’nın ortak güvenlik ihtiyaçları karşısında daha kapsayıcı işbirliği modelleriyle aşılması gerektiğini değerlendirdi.
Diyalog, Güven ve Avrupa’nın Geleceği
Toplantıda, güvenlik alanındaki işbirliğinin yalnızca askerî kapasite ve savunma sanayiiyle sınırlı olmadığı; düzenli siyasi temaslar ve kurumsal diyalog mekanizmalarıyla desteklenmesi gerektiği ifade edildi. Liderler düzeyinden başlayacak, dışişleri, savunma ve ilgili güvenlik kurumlarını kapsayacak yapılandırılmış bir Türkiye–AB güvenlik ve savunma diyaloğunun karşılıklı güveni güçlendirebileceği belirtildi.
Daha kapsayıcı karar alma mekanizmaları, savunma sanayii entegrasyonu ve düzenli istişare süreçlerinin, Türkiye ile Avrupa arasında ortak stratejik vizyonun güçlendirilmesine katkı sağlayabileceği değerlendirildi. Avrupa’nın değişen güvenlik ortamında karşı karşıya bulunduğu sınamaların ortak çözümler ve çok taraflı işbirliği anlayışıyla ele alınmasının gerekliliğine dikkat çekildi. Bunun yanında, güvenlik politikalarının şekillendirilmesinde diplomasinin, kriz önleme ve çatışma yönetimi açısından en etkili araçlardan biri olmayı sürdürdüğü değerlendirmesinde bulunuldu.