Düşündürenler
Ekonomik Küreselleşmenin Politika Kavrayışı - Diana Mutz ve Edward D. Mansfield

Düşündürenler

Ekonomik Küreselleşmenin Politika Kavrayışı - Diana Mutz ve Edward D. Mansfield


ABD’nin dünya meselelerinden uzak durmasının en iyisi olacağını düşünen Amerikalıların yüzdesi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en üst seviyeye çıkmış durumda
1. Kamuoyundaki soyutlanmaya yönelik bu eğilim, yükselen ekonomik küreselleşme dalgasının kaçınılmaz olduğu bir dönemde ortaya çıkıyor. Yakın zamanda gerçekleştirdiğimiz bazı araştırmalarda, küreselleşmenin iki temel özelliği olan uluslararası ticaret ve dış kaynak kullanımı konularında kitlesel tavırları yönlendiren etkenleri araştırdık2. ABD ekonomisinin sağlığı küreselleşmeye bu denli bağlı olup, ABD kamuoyunun bu konuda kafasının karışık olması, kamusal ve siyasal liderlerin, tehlikenin ne olduğu konusunda ortak bir anlayışa bir an önce ulaşmalarını gerekli kılıyor.

 

Ne yazık ki Amerikan kamuoyunun bu konulardaki düşünceleriyle, toplum bilimcilerinin ve siyasal liderlerin düşünceleri arasında büyük bir uçurum söz konusu. 2012 seçimleri bu sorunu belki daha da kötü hale getirdi. Aşağıda gösterildiği gibi, seçimlerden hemen önce yürüttüğümüz ve ülke genelini yansıtan kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, halk küreselleşmeye büyük oranda karşı ve siyasal liderlerin mütemadiyen küreselleşmeyi halkın desteklediğinden daha çok desteklediğini düşünüyor. Seçmenler, hem Barack Obama’nın, hem de Mitt Romney’nin ticaret ve dış kaynak kullanımı konusuna, Amerikan halkının genelinden daha sıcak baktığı görüşündeler. İki aday da Çin’i daha çok bir ekonomik fırsat olarak görürken, Çin,  kamuoyunun gözünde daha çok bir ekonomik tehdit teşkil etmekteydi. Aşağıda bu tavırların kaynaklarıyla ilgili bazı başlıca yanlış anlamaları belirliyoruz ki bu yanlış anlamalar, ekonomik küreselleşme yolunda engel oluşturabilir.

 

EKONOMİK KÜRESELLEŞME = İŞ KAYBI?


Küreselleşme karşıtlığının pek çok olası kaynağı var, ama ABD’de dikkatler iş kaybında yoğunlaşıyor. İş kaybıyla ilgili endişelerin büyük bir kısmı “dış kaynak kullanımı” (offshore outsourcing) olarak nitelendirilen üretim sürecinin bir kısmının hem şirket dışına, hem de yurtdışına aktarılmasından kaynaklanıyor. Pek çok gözlemci, tasarruf etmek amacı ile işlerini işgücünün (özellikle daha az nitelikli olanın) daha ucuz olduğu yabancı ülkelere kaydıran şirketlerin neden olduğu dış kaynak kullanımının ABD’deki emek piyasasında ciddi çalkantılara yol açacağından endişeleniyor. Bazı tahminlere göre ABD’deki işgücünün neredeyse dörtte biri, potansiyel olarak, gireceği rekabet sonucu yerini yurtdışından sağlanan ucuz iş gücüne bırakacak konumda3.

 

Amerikalılar son 15 yılda dış kaynak kullanımı konusunda hem medyadaki haberlerde, hem de son dört başkanlık seçimlerinin her birinde pek çok şey duydu. Dahası, insanların bu olgudan memnun olmadığı da biliniyor. Yaptığımız birçok kamuoyu araştırmasına göre, Amerikan işçilerinin yalnızca %2’si dış kaynak kullanımına sıcak bakıyor, %78’i bu olguya karşı %20’si ise kararsız. Amerikalılar uluslararası ticarete,  dış kaynak kullanımından daha sıcak bakıyorlar, ama yine de kararsızlar. Ticaretin serbestleşmesi konusuna karşı olan işçiler destekleyenlerden daha fazla olup, işçilerin yaklaşık dörtte biri de kararsız durumda.

 

Yaygın inanışa göre Amerikalıların serbest ticaret ve dış kaynak kullanımı konusunda duydukları endişeler, bu politikalar yüzünden işlerini kaybetmelerinden ya da gelecekte kaybetme riskiyle karşı karşıya olmalarından kaynaklanıyor. Ancak yapılan kamuoyu araştırmalarının hiçbirinde, bu muhalefetin, ekonomik olarak ciddi bir tehdit altında olanlardan geldiğini destekleyecek herhangi bir kanıt bulunmamaktadır4. Serbest ticaretin en ateşli savunucuları bile, bu durumun bazı insanların yaşamlarını alt üst edecek dağılımsal sonuçları olduğunu kabul ediyor. Şaşırtıcı olan, bu tür çalkantılara karşı hassas olan meslekler ya da endüstriler, bu politikalara en çok muhalefet edenler arasında yer almıyor.

 

Bireylerin finansal durumlarını etkilemesi sebebiyle değilse, bu politikalara neden bu kadar karşı çıkılıyor? Araştırmamıza göre küreselleşmeye yönelik tavırlar, ekonomik alanın dışındaki bazı eğilimler tarafından şekilleniyor. İlk neden milliyetçilik, yani Amerika’nın dünyadaki diğer ülkelerden daha üstün olduğu inancı. ABD’nin üstünlüğüne inanan Amerikalıların serbest ticaret ve dış kaynak kullanımına karşı tavır alması çok daha muhtemel, çünkü belki de Amerikan ürünlerinin ve işçilerinin, yabancı ürün ve işçilerden daha iyi olduğunu düşünüyorlar. İkincisi, dünyanın geri kalanıyla işbirliği içinde olmaktan –insani ya da başka nedenlerle- genel olarak kaçınma isteğini dile getirenler de küreselleşmeye karşı çıkıyorlar. Son ve belki en çarpıcı nedense, küreselleşme karşıtlığının altında, ırksal ve etnik açıdan farklı insanlara duyulan olumsuz duygular var. Kendi ülkelerinde “dış grup” olarak nitelenen insanlara karşı (beyazların Afrikalı-Amerikalılara ya da Hispaniklere karşı, Afrikalı-Amerikalıların beyazlara ve Hispaniklere karşı vs.) olumsuz düşünceler besleyen kişiler, dış ticarete ve dış kaynak kullanımına özellikle karşı çıkıyorlar. İlginçtir ki, kişinin milliyetçilik, soyutlanmacılık ve etnik-merkezciliğinin seviyesi, bize ne iş yaptığı, nerede çalıştığı ya da işsiz olup olmadığından çok, küreselleşmeyle ilgili düşünceleri hakkında bilgi veriyor.

 

BİLGİNİN ÖNEMİ

 

Dolayısıyla genele baktığımızda, ekonomik küreselleşmeye ilgili tavırların ekonomiyle şaşırtıcı derecede az ilgisi olduğunu görüyoruz. Ne var ki, ekonomik algılarla ilgilerinin olmadığı da söylenemez. Bir kişinin ekonomik durumu ve geçmişi, uluslararası ticaret ve dış kaynak kullanımıyla ilgili düşüncelerinden oldukça bağımsız olsa da, başkalarının ekonomik küreselleşmeden nasıl etkilendiği konusundaki algıları,  bu düşünceleriyle yakından ilişkilidir. Kendisinin ya da ailesinin ekonomik küreselleşmeden doğrudan etkilendiğini düşünenlerin sayısı görece az, ama pek çok insan, başka herkesin dramatik bir biçimde olumsuz etkilendiğini düşünüyor.

 

Bu algıların kaynağı ne öyleyse? Büyük ölçüde, ticaret ve dış kaynak kullanımının etkileri konusundaki algılar, medya haberleri ve seçim kampanyalarındaki konuşmalarla şekilleniyor. Amerika’da medya, ticaret konusunu neredeyse yalnızca iş kaybı açısından ele alıyor. Gazete ve televizyon bağlamında gerçekleştirdiğimiz içerik analizlerinde, ekonomik küreselleşmeyle ilgili olumsuz haberler, yararlarıyla ilgili haberlere kıyasla ezici çoğunluğu oluşturuyor. Az sayıda istisna hariç, medyadaki çarpıcı eğilim, küreselleşmenin olumsuz sonuçlarına odaklanma yönünde. Dış kaynak kullanımı nedeniyle kapanmak zorunda kalan bir fabrikanın haberini yapan gazeteciler, denge sağlamak için dış kaynak kullanımı yanlısı bir haber arama gereksinimi duymuyor. Bunun, gazetecilerin partizan eğilimleri ile ilgili olduğunu düşünmüyoruz; parti bağlılığı, insanların küreselleşmeyle ilgili düşüncelerini neredeyse hiç etkilemiyor. Ne var ki işini kaybeden insanlarla ilgili haberler somut, kolay anlaşılır ve dramatik iken ekonomik küreselleşmenin yararları daha yaygın, teknik ve açıklaması zor. Pek az insan açık pazarlar sayesinde yaratılan yeni işlerin farkına varacak. Dış kaynak kullanımı yüzünden kaybedilen işler ise, gazetelere manşet olacak.

 

Bu durum, siyasal liderliğe ve kamuoyu eğitimine şiddetle gereksinim duyulduğunu gösteriyor. Ticaret ve ekonomik küreselleşmenin olumlu yanları Amerikan halkına nadiren açık açık anlatıldı. Bunun yerine politikacılar, kitlelerin küreselleşmeye karşı oluşu ve bunun da seçim sonuçlarına olası yansıması nedeniyle, küreselleşmenin –ve özellikle de dış kaynak kullanımı - savunucusu olarak görünmekten korkuyorlar. Seçimler sırasında ABD politikacıları bu konuyu sık sık rakiplerini lekelemek için kullanıyorlar, çünkü Amerikan halkı için küreselleşmenin bir korku ve endişe kaynağı olduğu gayet iyi biliniyor. Nitekim, Mitt Romney, göreve geldiği ilk gün Çin’i para manipülatörü olarak damgalamakla tehdit ederek puan kazanmaya çalıştı. Barack Obama da Romney’nin Bain Capital üzerinden dış kaynak kullanımı ile olan ilgisinin yarattığı olumsuz tepkileri kullandı.

 

Ne var ki sonunda, yukarıda özetlendiği şekliyle elitlerin görüşleri hakkında kamuoyunun algılaması bizce aşağı yukarı doğru; bu konularda Demokrat ve Cumhuriyetçi Partilerin liderleri arasındaki anlaşmazlık, her iki partinin de kendi içinde lideriyle Amerikan halkı arasındaki anlaşmazlıktan çok daha az. Politikacılar, uluslararası ekonomik alışverişin çok büyük ve daha da büyüyen bir güç olduğunu, ABD’nin de buna çok gereksinimi olduğunu anlıyorlar. Ama halk bu görüşte değil. En temel ekonomik ilkeler bile pek iyi bilinmiyor, pek çok politikacı da bu korkuyu kullanarak sandıkta avantaj sağlamayı, halkın küreselleşmeyi daha iyi anlamasını sağlamaya yeğliyor.


Halkın ekonomi ile ilgili bilgi eksikliği diğer ülkelere yönelik yanlış anlamaları ve sevgisizliği besliyor. Ekonomi ile ilgili konulardaki yaygın bazı yanlış anlamalara bakalım:

·         Amerikan halkının %37’si, satın aldıkları tüketim ürünlerinin maliyetinin ticaret sebebiyle arttığını düşünüyor.

 

·         Amerikan halkının yalnızca %34’ü, ekonomistlerin serbest ticaretin ekonomi için iyi bir şey olduğuna inandığının farkındalar.

 

·        Halkın neredeyse %80’i dış kaynak kullanımı hakkında güçlü olumsuz fikirlere sahipken, bu terimin ne demek olduğuna dair bir fikir birliği ya da kavrayış mevcut değil. Amerikalıların çoğu için,“dış kaynak kullanımı” terimi tanım itibarıyla yabancıların yarar sağlaması için Amerikalıların zarar etmesi anlamına geliyor.

 

Gerçekten de, kendi yerel gazetemizde Amish’lere “dış kaynak kullanımı” konusunda bir haber okuyunca, halkın bu terimi nasıl anladığını çok merak ettik5. Aşağıda Şekil 2’de de görüleceği gibi, dış kaynak kullanımının neleri kapsadığı konusunda gerçekten çok az fikir birliği var. Yakın dönemdeki bir kamuoyu araştırmasında Amerikan işçilerinden temsili bir gruba aşağıdaki altı senaryodan hangisinin dış kaynak kullanımı olduğunu sorduk:

 

(1) ABD’li bir otomobil üreticisi, koltuk kaplamasını kendi yapmak yerine başka bir eyaletteki bir şirketten satın alıyor (Koltuk Eyaleti).

(2) Başka bir ülkedeki bir otomobil üreticisi, ABD’de bir fabrika kurmaya karar veriyor  (Yabancı Fabrika).

(3) ABD’li bir otomobil üreticisi, başka bir ülkedeki bir şirketten, müşteri aramalarına bakması için hizmet satın alıyor (Çağrı Merkezi).

(4) ABD’li otomobil üreticisi, başka bir ülkedeki bir üreticiden, otomobilleri için kapı tokmağı satın alıyor (Kapı Tokmağı).

(5) ABD’li bir otomobil üreticisi, başka bir ülkedeki bir şirkete, otomobilleri için kapı tokmağı tasarımı yaptırıyor, tasarımlar da internet aracılığıyla ABD’ye gönderiliyor (Tasarım Kapısı).

(6) ABD’li bir otomobil üreticisi ABD dışında bir fabrika kurmaya karar veriyor (ABD Şirketi Ülke Dışı).

 

Katılımcılar, bu senaryoların hepsinin veya bazılarının dış kaynak kullanımına örnek olduğunu ya da hiçbirinin bir örnek teşkil etmediğini belirtmekte serbestti. Dış kaynak kullanımı tartışmalarında kamuoyunun dikkati yaygın olarak yurtdışı çağrı merkezlerine çekilmiş olduğu için, araştırmamıza katılanların %90’ının bu senaryoyu dış kaynak kullanımı olarak adlandırması şaşırtıcı değil. Yaklaşık %80’i, yabancı bir ülkeden kapı tokmağı satın almayı, %72’den fazlası dışarıda tasarımı yapılmış kapı tokmaklarını, %70’siyse ABD dışında bir fabrika kurulmasını dış kaynak kullanımı olarak değerlendirdi. %43’ten fazlası yabancı bir şirketin ABD’de fabrika kurmasının dış kaynak kullanım olduğunu düşünürken neredeyse %70’i de bir ABD şirketinin yurtdışında fabrika kurmasının dış kaynak kullanımına bir örnek olduğu görüşünde idi.

 

Şekil 2. Altı Senaryonun Her Birinin Dış Kaynak Kullanımı Olduğunu Düşünen Katılımcıların Yüzdesi

 

 

Ülke çapında yapılan üç kamuoyu araştırmasına dayanarak, vatandaşların karşılaştığı bilgi türünün, ticaret ve dış kaynak kullanımı konularındaki tercihlerini belirlemede çok önemli bir rol oynadığı sonucuna vardık. Ekonomistlerin, ticaretin ülke için genel anlamda yararlı olduğunu düşündüğünü anlayan insanlar, eğitim ve meslek farklılıkları hesaba katıldıktan sonra bile, küreselleşme içeren politikaları daha çok destekliyor. Dahası, medyanın sunduğu bilgi, insanların küreselleşmeye bakışını biçimlendiriyor. Örneğin ticaretin faydalarını vurgulayan haber ve yorumlara daha fazla maruz kalan kişiler, ticareti eleştiren medya kaynaklarını okuyan ve izleyen kişilere oranla daha ticaret yanlısı görüşlere sahip oluyor. Bu da insanların zaten inandıkları şeylerle uyumlu hikayeler okuyup izleme eğilimini yansıtmıyor: daha ziyade, dış ticaretle ilgili tavırlar aslında, medya içeriği vesilesiyle değiştirilebiliyor.

 

Ulaştığımız sonuçlar birlikte ele alındığında, insanların küreselleşmeyle ilgili tavırlarının ekonomik sonuçlar ile değil, kişilerin daha çok yabancı ülkeler ve farklı olan insanlarla ilgili görüşleri tarafından belirlenmektedir. Bu anlamda, küreselleşme karşıtlığı yapmak, uluslararası işbirliğini sekteye uğratabilecek ve ABD dış politikasını zora sokabilecek milliyetçi ve soyutlanmacı düşünceleri güçlendirebilir. ABD’de refahın artması ise, uluslararası ekonomiye entegre olmaya son derece bağlı konumdadır. Bu konuda sürekli ve derinlikli bir kamusal söyleme gereksinimimiz var, aksi halde Amerika’nın uluslararası ekonomik ilişkileri üzerinde çok olumsuz sonuçları olabilecek bir kamuoyu tepkisiyle karşılaşabiliriz.

Dipnotlar

 

 

1Örneğin bkz. Yeni Binyılda Dış Politika: 2012 Chicago Meclisi Amerikan Kamuoyu ve ABD Dış Politikaları Araştırması.

2Ticaretle ilgili tavırlar için bkz. Mansfield, E.,veD.C. Mutz, “SupportforFreeTrade: Self-Interest, SociotropicPolitics, andOut-GroupAnxiety,” International Organization63, Yaz 2009, ss. 425–57. Dışa aktarım konusundaki tavırlarla ilgili ayrıntılar için bkz. Mansfield, E. veD.C. Mutz, “US vs. Them: MassAttitudestowardOffshoreOutsourcing,” World Politics, hazırlanıyor. 

3Bkz.Blinder, A. S., “Offshoring: BigDeal, or Business as Usual?” Benjamin M. Friedman, haz.,Offshoring of AmericanJobs: WhatResponsefromU.S. EconomicPolicy? içinde, Cambridge, Mass.:MITPress, 2009, ss. 19-59; veBlinder, A, S., “How ManyU.S. JobsMight Be Offshorable?” World Economics10, no. 2 (Nisan-Haziran 2009): 41-78.   

4Örneğn bkz. yukarıda dipnot 2’deki araştırmalar ve Hainmueller, J.,ve M. J. Hiscox, “Learning toLoveGlobalization: EducationandIndividualAttitudestoward International Trade.” International Organization60, no. 2 (Nisan 2006): 469-98.

5PhiladelphiaInquirer29 Kasım 2010, D1 ve D7.

 

 


BROOKINGS
Bu içeriğin telif hakkı Brookings Institutionʼa aittir. Brookings Institution, Global İlişkiler Forumuʼna (GIF) bu içeriği tercüme etme ve GIF internet sitesinde yayınlama hakkını vermiştir. Brookings Institution ve GIF bağlı kurumlar değildir. Brookings Institution GIF sitesinde yayınlanan içerikten sorumlu değildir, ifade edilen fikirler ile ilgili bir pozisyon aldığı sonucu çıkarılamaz. Aynı şekilde, GIF Brookings Institutionʼın sitesindeki içerikten sorumlu değildir, Brookings sitesinde ifade edilen fikirler ile ilgili bir pozisyon aldığı sonucu çıkarılamaz.